Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Hindistan–Pakistan Rekabetinde Keşmir

Giriş: ‘‘Hindistan–Pakistan Rekabetinde Keşmir: Jeopolitik, Güvenlik ve Nükleer Denge Analizi’’

Hindistan ve Pakistan devletleri Güney Asya kıtasında bulunur. Batıda Pakistan’ın, doğu bölgesinde ise Hindistan’ın yer alması, iki ülkeyi jeopolitik konum itibarıyla komşu kılmıştır. İki ülkenin de kara sınırlarının ve yüz ölçümlerinin benzerlik gösterdiği kabul edilir. Her ne kadar jeopolitik olarak sınır komşusu olsalar da sosyolojik, ekonomik ve kültürel bağlamda ele alındıklarında çok farklı ve katmanlı bir ideolojik temeli benimsedikleri görülür. Her iki egemen güç de bambaşka yönetim şemalarını savunur.

Pakistan hükümeti, askerî-siyasi vesayet mekanizmalarının işlendiği bir yönetim sistemini benimser. Hükümetin resmî dini İslam’dır. Bu kökende Pers ve Arap kavimlerinden günümüze kadar gelmiş olan Urduca dili konuşulur ve sistem, teokratik dogmalara dayanır.

Hindistan hükümetinde ise demokrasi ve laiklik bir arada bulunur. Devanagari alfabesinden gelen Hintçe resmî dildir. Ülkenin %79’unun benimsediği inanç sistemi Hinduizmdir. Bu dinin temeli Hindutva ideolojisine dayanır. Hindistan nüfusunun çoğunluk sistem anlayışında görülen bu oran, ülkenin bu ideolojiyi ne kadar sahiplendiğini ortaya koymaktadır. Pew Research Center (Religious Composition of India) tarafından yapılan araştırmalar ve veriler de bu bilgiyi destekler niteliktedir.

Misyoner ve vizyoner bakış açıları tamamen ayrı olan iki ülke için de büyük öneme sahip olan yegâne bölge Keşmir’dir. Bu bölgenin olası durumu, kritik bir muharebe ve risk durumunu belirleyen etkenlerden biri olmuştur.

Keşmir Sorununun Anatomisi

Keşmir, Güney Asya’da Hint alt kıtasının kuzeybatısında, Himalayalar’ın batı ucunda yer alan ve iki ülke için de coğrafi açıdan oldukça önemli bir bölgedir. Hindistan ve Pakistan sınırları içerisinde bulunan bu bölge, 1947’den beri muhtelif ve belirsiz bir yapıdadır. Komşu devletlerin Keşmir’i kendi sınırları içerisine almak istemelerinin birçok nedeni ve sonucu vardır.

Keşmir, Çin, Hindistan ve Pakistan ülkelerinin sınırlarının kesiştiği bir noktadadır. Coğrafi etmenlerin belirleyici olduğu bu sınır hattında aynı zamanda nehir sistemleri de bulunur. Bunlardan en önemlisi İndus Nehri’dir ve iki ülke için de su hayati önem arz etmektedir. Demografik durumların karışık olduğu bölgede tek bir hiyerarşi yoktur. Keşmir, Cammu ve Ladakh başta olmak üzere, bölge nüfusunun yaklaşık %70’ini Müslümanlar oluşturmaktadır. Birleşmiş Milletler raporlarına göre bu oran artış eğilimi de göstermektedir.

Konumda bulunan din faktörünün, Hindistan ve Pakistan ikilisinin karşı karşıya gelmesindeki etkisi yadsınamayacak kadar büyüktür. Nitekim Delhi hükümeti, anti-İslamcı çalışmalarını ön plana çıkarmıştır. İlk hamle de siyasi parti sözcülüğü üzerinden yapılmıştır. 2022 yılında BJP Mumbai sözcüsü Nupur Sharma’nın yaptığı açıklamada Peygamber hedef gösterilmiştir. Dolaylı yoldan Pakistan hedef alınmıştır. İslamabad hükümeti ise yaşanan bu hadiselerden sonra etno-milliyetçi dayanışmaya sarılacağını duyurmuştur. Keşmir’in bu denli sarsıcı etki bırakıyor oluşu, iki ülkenin iç dinamiklerini belirlemiştir.

Keşmir özerkliğinin belirgin hâle getirilmek istenmesinin sebepleri sadece din ile açıklanamaz. Bölge, İngilizlerin ortamdan çekilmesi sürecinde büyük önem kazanmıştır. 1947-1999 yılları arasında süreli ve yoğun bir savaş dönemi yaşanmıştır. 1947 yılında resmî olarak başlayan muharebeler, 1949’da BM desteğiyle ateşkese evrilmiştir. Ancak iki devletin de meşru otorite iddiası ve isteği saldırganlığa yol açmıştır. Pakistan-Hindistan savaşı 1965 yılında ikinci kez alevlenmiştir.

Hindistan cephesinde süreç, yıpratma kampanyaları, medya kullanımı ve istihbarat unsurları ile şekillendirilmiştir. Pakistan ise savunma doktrinleri ve nükleer başlık kullanımı konularını ön plana çıkarmıştır. Güç eşitliği ilkesinin son dönemlerinde görülen en belirgin gerçek, tarafların muharebeye nasıl hazırlandıkları değil, nasıl kararlılıkla yaklaştıkları olmuştur. İki ülkenin de 300’den fazla nükleer başlığa sahip olması, durumun gidişatını doğrudan etkilemiştir.

Askerî ve Stratejik Denge

Hindistan ve Pakistan’ın askerî envanter gerçekliği, savaşın unsurlarını belirlemiştir. Bunlardan en belirgini nüfustur. Hindistan’ın Pakistan nüfusunun yaklaşık üç katı büyüklüğünde olması, Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletler nezdinde bir tahribat riski olarak değerlendirilmiştir. Bloklaşmanın nüfusa göre şekillendiği düşüncesi, Keşmir için olumsuz sonuçlar doğurmuştur.

Elde edilen verilerin genişliği, Pakistan hükümetinin savunma stratejisi alanında uzman kadrolarla çalıştığını göstermektedir. Hindistan ise yapılanma sürecinde saldırıya yönelik bir uzmanlaşma stratejisi geliştirmiştir. İki ülke de farklı kombinasyonlarla varlıklarını sürdürmenin yollarını bulmuştur.

Askerî ve stratejik dengenin en belirgin örneklerinden biri, Hindistan hükümetinin 7 Mayıs 2025 tarihinde düzenlediği Sindoor operasyonlarında görülmüştür. Hindistan Savunma Bakanı Rajnath Singh, Pakistan Hava Kuvvetlerine geniş çaplı bir hava saldırısı başlatıldığını duyurmuştur. Operasyona “Sindoor” adının verilmesi, dini söylemlerin artırılmasına yönelik bir hamle olarak değerlendirilmiştir. Nitekim birçok Hindutva ideolojisi savunucusu bunu destekleyici mesajlar yayımlamıştır.

Hindistan’ın iktidar partisi BJP lideri Narendra Modi’nin İslam karşıtı söylem ve tutumları da operasyonun arka planını göstermektedir. Yıpratma süreçlerinin artmakta olduğunu gören İslamabad hükümeti ise Sindoor operasyonlarına “Bünyan-ül Marsus” operasyonu ile misilleme yapmıştır. Bu gelişme, askerî dengeyi ortaya koyan önemli örneklerden biri olmuştur. Pakistan’ın misilleme stratejisi, çevre ülkeler ve küresel güçler açısından nüfusun tek belirleyici unsur olmadığını göstermiştir.

Su Savaşları ve İndus Nehri

Keşmir bölgesinin paylaşılmasının zor olmasının en önemli nedenlerinden biri, bölgenin su kaynakları bakımından zengin olmasıdır. Keşmir sadece bir toprak parçası değil, aynı zamanda bir su deposudur. İki ülkenin karşı karşıya gelmesinin temel sebeplerinden biri de bölgesel su rekabetidir.

Bu rekabetin küresel ölçekte etkiler doğurmaması adına, Dünya Bankası’nın arabuluculuğuyla 1960 yılında İndus Suları Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşma kapsamında altı ana nehir paylaştırılmıştır. İndus, Jhelum ve Chenab nehirleri büyük ölçüde Pakistan’a bırakılırken, Ravi, Beas ve Sutlej nehirleri Hindistan’a bırakılmıştır.

Pakistan ekonomisinin büyük ölçüde tarıma dayanması, suya ve dolayısıyla Keşmir’e olan bağımlılığını artırmaktadır. Hindistan ise nehirlerin yukarı kesiminde yer aldığı için baraj projeleri geliştirme avantajına sahiptir. Bu durum Pakistan tarafından “suyun silah olarak kullanılması” riski şeklinde değerlendirilmektedir.

İndus Suları Antlaşması, bugüne kadar iptal edilmemiş en önemli uluslararası anlaşmalardan biri olup, diplomatik başarı örnekleri arasında gösterilmektedir.

Küresel Güçlerin Muharebe Dengeleri

Hindistan ve Pakistan arasındaki gerilim, zamanla daha karmaşık bir hâl almıştır. Savaşın başladığı ilk andan itibaren iki ülke de sert tutumlar sergilemiş ve geri adım atmayacaklarını ortaya koymuştur.

Keşmir merkezli bu gerilimden en çok etkilenen ülkelerden biri Çin olmuştur. Hindistan, Pakistan ve Çin’in kesişim noktasında yer alan Keşmir, stratejik önemini bir kez daha göstermiştir.

Enerji koridorları da bu süreçten etkilenmiştir. Çin’in Pakistan ile yürüttüğü CPEC projesi, iki ülke arasındaki iş birliğini güçlendirmiştir. Ancak Çin’in Pakistan’a yakınlaşması, ABD ve Hindistan’ı rahatsız etmiştir. ABD, Keşmir’in Hindistan’a ait olduğunu belirterek tarafsızlığını kaybetmiş ve Hindistan’ı desteklediğini açıklamıştır.

Bu süreçte Hindistan-ABD ittifakı güçlenirken, Narendra Modi de bu desteği pekiştirecek açıklamalar yapmıştır.

Sonuç ve Değerlendirme

Hindistan ve Pakistan arasındaki Keşmir sorunu, yalnızca iki ülkeyi değil, küresel güç dengelerini ve askerî caydırıcılık stratejilerini de etkilemektedir. Pakistan’ın Çin ile yakınlaşması ve buna karşılık ABD-Hindistan ittifakının güçlenmesi, yeni bloklaşmaların oluşmasına zemin hazırlamıştır.

Bu bağlamda yapılan analizler, küresel güçlerin ilerleyen süreçte daha büyük ölçekte karşı karşıya gelebileceğini göstermektedir.

Sonuç olarak Keşmir meselesi, bölgesel bir sorun olmanın ötesine geçmiş, küresel ölçekte stratejik, askerî ve politik etkiler yaratan bir güç mücadelesine dönüşmüştür. Tarafların tutumları ve küresel aktörlerin pozisyonları, bölgenin geleceğini belirleyecek temel unsurlar olmaya devam edecektir.

 

Diplomasi ve Stratejik Araştırma Merkezi

Hakkımızda

Diplomasi ve Stratejik Araştırma Merkezi (DASAM), Ankara merkezli 2025 yılında kurulmuştur. Merkez, uluslararası ilişkiler, diplomasi, sosyo-kültürel, hukuk, strateji ve politik psikoloji alanlarında araştırmalar yürütmek, güncel gelişmeleri analiz etmek ve bu birikimi toplumla paylaşmak amacıyla faaliyet göstermektedir.

This Pop-up Is Included in the Theme
Best Choice for Creatives
Purchase Now