Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Moskova’nın İran Stratejisi

Stephen Walt’ın ittifak teorilerine göre, devletler mutlak güç birikiminden ziyade karşı güç dengelerine göre hareket etmektedir. Bu çerçevede Rusya’nın İran krizindeki pozisyonu, klasik realist çıkar hesabından veya basitçe “stratejik ortaklık” retoriğinden öte, Walt’ın tanımladığı “yumuşak balansçılık” davranışına tipik bir örnek teşkil etmektedir. Moskova, doğrudan askeri müdahaleye girmeden veya açık bir ittifak taahhüdünde bulunmadan, krizin parametrelerini diplomasi, istihbarat paylaşımı, dolaylı ekonomik araçlar ve bölgesel arabuluculuk kanallarıyla şekillendirme stratejisi izlemektedir. Ancak bu analizde savunulan ve literatürden farklılaşan temel tez şudur: Moskova-Tahran ilişkisi, resmi açıklamalardaki “kapsamlı stratejik ortaklık” retoriğinin ötesinde, 19. yüzyıldan bu yana süregelen toprak anlaşmazlıkları, 20. yüzyıldaki nüfuz bölgelerine ayrılma deneyimleri ve özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemdeki karşılıklı ihanet algıları üzerine kurulu derin bir güvensizliğin tarihsel birikimi üzerine inşa edilmiştir. 2026 İran-ABD/İsrail savaşı, bu güvensizliğin yönetilebilir bir işbirliğine dönüştürülme çabasının yeni ve en zorlu testlerinden biri olmakla birlikte, aynı zamanda iki ülke arasındaki ilişkinin ne kadar kırılgan ve çıkar temelli olduğunu da açığa çıkarmaktadır.

Aralık 2024’te Beşar Esad rejiminin beklenmedik çöküşü, Rusya-İran ilişkilerindeki asimetrik bilgi paylaşımını ve Moskova’nın Tahran karşısındaki stratejik öngörüsüzlüğünü açığa çıkarmıştır. Moskova, Tahran’ı Hmeymim Hava Üssü çevresindeki askeri çekilmelerden ve personel tahliyesinden habersiz bırakmış; İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (IRGC) Suriye’deki on yılı aşkın lojistik yatırımları, askeri danışmanlık ağları ve milis yapılanmaları ani Rus çekilmesiyle savunmasız kalmıştır. İranlı stratejistler bu durumu, 1988’deki İran-Irak Savaşı ateşkes müzakerelerinde SSCB’nin hem Tahran’a hem Bağdat’a silah satarak izlediği çift yönlü politikanın ve 1946’daki Azerbaycan Meselesi’nde Moskova’nın vaatlerini tutmamasının bir tekrarı olarak değerlendirmektedir. Bu tarihsel deneyimler ışığında İran-İsrail/ABD savaşında Moskova, benzer bir durumu yaşamamak için süreci dikkatlice yönetmekte; Tahran’ın tamamen çökmesini önlemeye çalışmaktadır. Ancak burada asıl amaç İran’ı kurtarmak veya rejimi ayakta tutmak değil, Tahran’ı kendi jeopolitik hesaplarının bir parçası olarak tutarken, Batı ile Moskova’nın kontrolü dışında ayrı bir nükleer veya güvenlik anlaşması yapmasını engellemektir. Suriye deneyiminin ardından Moskova, açık askeri taahhüt vermeden “aktif bekleyiş” ve “hesaplı müdahale” stratejisi izlemektedir. Kremlin, İran’ın çöküş hızını yavaşlatmak, savaşı uzatmak ve Batı’nın dikkatini Ukrayna cephesinden uzaklaştırmak için dolaylı araçları sistematik olarak devreye sokmaktadır.

Rusya’nın S-300PMU-2, S-400 gibi gelişmiş hava savunma sistemlerini veya Su-35, Su-57 gibi beşinci nesil savaş uçaklarını İran’a teslim etmemesi, tamamen stratejik kontrol ihtiyacından ve “dengeleme” politikasından kaynaklanmaktadır. Bu noktada tarihsel bir açıklama yapmak gerekir: İran, 2015 yılında S-300 sistemlerini teslim almış olsa da, bu bataryalar daha sonra İsrail tarafından F-35’lerle imha edilmiştir. İran ayrıca S-400 sistemlerini test etmiş ancak satın almamıştır. Kremlin, İran’ın ABD ve İsrail karşısında yeterince dirençli olmasını, ancak aynı zamanda Moskova’nın kontrolü dışında bölgesel bir güç merkezi haline gelmeyecek kadar zayıf kalmasını istemektedir. S-300PMU-2 sistemlerinin İran’a teslimi, Rusya’nın kendi hava savunma ağında, özellikle Ukrayna cephesindeki kritik noktalarda sistem yoğunluğunun zayıflamasına yol açabilecektir.

Su-35 teslimatları için de benzer bir durum söz konusudur: 50 uçağın teslimatının 2027 yılını bulması beklenirken, şu ana kadar yalnızca 18 uçak için planlanan pilot eğitimleri Rusya’da devam etmektedir. Daha da kritiği, bu tür sistemlerin İran’a verilmesinin Tahran’ın bölgesel hava üstünlüğü kurmasına yol açabilmesidir. Böyle bir senaryo, başta Körfez ülkeleri ve İsrail olmak üzere, Türkiye ile Rusya arasındaki enerji güvenliği ilişkilerini dahi riske atabilir. Tüm bu nedenlerle söz konusu sistemlerin İran’a aktarılmasından kaçınılmaktadır. İran’ın savunma kapasitesi bilinçli olarak belirli bir seviyede tutulmakta; Tahran’ın faaliyetleri uydu görüntüleri, istihbarat paylaşımı ve elektronik harp bilgisi gibi “gri bölge” alanlarıyla sınırlandırılmaktadır. Buna karşın savunma sanayiinde işbirliği farklı bir alanda devam etmektedir. İran’ın kamikaze drone teknolojisi (Shahed-136/131), Rus üretim lisanslarıyla entegre edilmekte ve Ukrayna cephesinde kullanılan Geran-2 sistemlerine dönüştürülmektedir.

Altyapı odaklı güvenlik perspektifinden bakıldığında, klasik analizler İran savaşının Hürmüz Boğazı üzerinden küresel petrol fiyatlarını yükselttiğini, enerji piyasalarında şok etkisi yarattığını ve küresel enflasyonu tetiklediğini vurgulamaktadır. Ancak Rusya için asıl stratejik kazanç, Kafkasya-Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) hattının alternatifsizliğinin, Türk Akımı ve Mavi Akım boru hatlarının jeopolitik değerinin yeniden doğrulanması ve Avrupa’nın enerji arz güvenliğinde Rusya’ya olan bağımlılığının artmasıdır. İran savaşı, Avrupa Birliği ve NATO üyesi ülkelerin Hazar gazına ve Güney Gaz Koridoru’na yönelmesini hızlandırmakta; bu da Türk Akımı ve Mavi Akım altyapısının değerini katbekat artırmaktadır.

Rusya’nın İran üzerinden yaptırımları aşma stratejisi üç ana kanaldan işlemektedir. İlk olarak, gölge filolar ve petrolün “İranlaştırılması” kapsamında Rus ham petrolü, İran bayraklı tankerler ve gizli filolar aracılığıyla uluslararası piyasalarda İran petrolü gibi gösterilerek yaptırımlardan kaçınılmaktadır. İkinci olarak, SWIFT dışı ödeme sistemleri devreye sokulmakta, Tahran ile Moskova arasında altın takası, dijital para birimleri, kripto para ve altın bazlı ticaret mekanizmaları kurularak finansal bağımsızlık hedeflenmektedir. Üçüncü olarak ise savunma sanayii işbirliği devam etmekte, İran’ın kamikaze drone teknolojisi Rus üretim lisanslarıyla entegre edilerek Ukrayna cephesinde kullanılan Geran-2 sistemlerine dönüştürülmekte, böylece Rusya hem askeri kapasitesini artırmakta hem de yaptırımların yarattığı teknoloji boşluğunu doldurmaktadır.

Krizdeki üç büyük gücün farklı risk toleransları ve stratejik öncelikleri bulunmaktadır. ABD, İran’ın nükleer silah edinmesi ve bölgesel yayılmacılığı temel endişesiyle hareket ederek doğrudan askeri müdahale biçimini seçmiş, rejim değişikliği baskısı uygulamakta ve yüksek risk toleransı sergilemektedir. Çin ise enerji güvenliği ve İpek Yolu projelerinin istikrarı kaygısıyla ekonomik arabuluculuk yapmakta, “karşıtlık olmayan ittifak” yaklaşımıyla düşük risk toleransı gösterip askeri angajmandan kaçınmaktadır. Rusya ise güney çevre istikrarı, Kafkasya’daki nüfuz alanlarının korunması ve NATO’nun güneyden çevrelenmesini önleme hedefleri doğrultusunda “hesaplı işbirliği” çerçevesinde dolaylı destek stratejisi izlemekte, hem Tahran’ı yalnız bırakmamakta hem de kendi üzerine aşırı yük almamaktadır.

Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ve BRICS çerçevelerinde Tahran-Moskova yakınlaşmasının sessiz gözlemcisi konumunda olan Pekin, İran petrolünün %90’ını satın almakta, kripto para birimleriyle alternatif ödeme sistemleri kurmakta ve Katar-İran ortak gaz sahalarında arabuluculuk girişimleriyle Rusya’nın İran üzerindeki nüfuzunu dolaylı biçimde sınırlamaktadır. Pekin, Tahran’ı kendi ekonomik çıkarları doğrultusunda kontrol etmeye çalışırken; Moskova onu Batı ile olan küresel güç mücadelesinde bir koz olarak kullanmaya çalışmaktadır. Bu fark, iki ülkenin İran politikaları arasındaki yapısal ayrımı oluşturmaktadır.

Ankara-Moskova-Tahran üçgeni, Suriye’de 2016-2024 arasında Astana süreci çerçevesinde işlevsel kalmış ve çatışmasızlık bölgeleri oluşturulmuş olsa da, İran savaşında asimetrik kırılmalar, güven açığı ve çıkar çatışmaları yaşamaktadır. Türkiye, İran’ın çökmesi veya parçalanmasının PKK/YPG bağlamında kendi güneydoğu sınır güvenliğini, Suriye’deki askeri varlığını ve Orta Asya’daki Türk cumhuriyetleriyle ilişkilerini nasıl etkileyeceğini dikkatle hesaplamaktadır. Türkiye, İran’ın çökmesini hızlandıran bir unsur olmanın tam tersine, Moskova’nın bölgesel manevra alanını genişleten, Batı’nın dikkatini dağıtan ve Ankara’nın hem NATO üyesi hem de bölgesel bir güç olarak sahip olduğu itibarı kullanarak arabuluculuk teklifleri sunmasına imkân tanıyan yapıcı bir aktör olarak öne çıkmaktadır. Nitekim Türkiye, krizin tırmanmasını engelleyici yönde diplomatik inisiyatifler üstlenmekte, Moskova ile Tahran arasında köprü kurucu bir işlev görmekte ve bölgesel istikrarın sürdürülebilmesi için hem Doğu hem de Batı ile eş zamanlı müzakere zemini yaratabilmektedir.

Krizin üç olası seyri farklı risk ve fırsat alanları ortaya çıkarmaktadır. Birinci senaryoda, İran devlet yapısının parçalanması, iç savaş ve etnik-mezhep çatışmaları Rusya’nın güney çevresinde, yani Kafkasya, Hazar havzası ve Orta Asya’da ciddi güç boşlukları yaratacaktır. Batı yanlısı rejimlerin ortaya çıkması, Hazar enerji hatlarını ve Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattını tehdit edebilir. Bu senaryoyu önlemek için Rusya maksimum diplomatik enerji harcayabilir, ŞİÖ ve BRICS çerçevesinde uluslararası koalisyon arayışına girebilir ve sınırlı askeri danışmanlık teklif edebilir. İkinci senaryoda, çatışmanın altı ay veya daha uzun sürmesi ABD’nin askeri planlama ve bütçe önceliklerini Ortadoğu’ya kaydırmasına neden olacaktır. Bu durum, Ukrayna’ya ayrılan hava savunma sistemleri ve askeri yardımın azalması anlamına gelmekte, Rusya’ya Ukrayna cephesinde manevra alanı açmaktadır. Ancak bu senaryo, Rusya’nın kendi ekonomik kaynaklarını ve askeri stoklarını tüketme riskini de taşımaktadır. Kremlin için bu, optimal ancak sıkı kontrol edilmesi gereken bir senaryodur. Üçüncü senaryoda ise, yeni bir ABD yönetiminin nükleer anlaşmaya dönmesi, yaptırımları kaldırması ve İran’ı bölgesel düzene yeniden entegre etme çabası Rusya için en kötü senaryodur. Tahran’ın Batı ile yakınlaşması, ABD’nin İran üzerinden Orta Asya ve Kafkasya’ya nüfuzunu genişletmesi, Moskova’yı bölgesel dışlanmaya ve enerji pazarında rekabet gücü kaybetmeye itecektir. Rusya bu senaryoyu engellemek için İran’ı “yeterince dirençli” tutmaya, savaşı uzatmaya ve Batı-İran arasındaki tüm dolaylı kanalları tıkamaya çalışmaktadır.

İran savaşı, Rusya-İran ilişkisinin klasik anlamda bir ittifak, güvenlik topluluğu veya stratejik ortaklık olmadığını; aksine karşılıklı şüphe, tarihsel güvensizlik ve çıkar hesapları üzerine kurulu geçici, esnek ve konjonktürel bir koordinasyon olduğunu teyit etmektedir. Moskova, Tahran’ı yalnız bırakmamakta, diplomatik destek vermekte ve ekonomik çıkar sağlamakta; ancak hiçbir zaman kendi üzerine tolere edilemez riskler almamaktadır. Tahran ise Moskova’nın samimiyetine ve “stratejik ortaklık” retoriğine derin şüpheyle yaklaşmakta; ancak ABD baskısı, yaptırımlar ve bölgesel izolasyon karşısında alternatif bulamamaktadır. Her iki taraf da bu ilişkiyi ideolojik bir bağlılık değil, zorunlu bir jeopolitik zorunluluk olarak görmekte ve fırsat bulduğunda kendi çıkarları doğrultusunda yön değiştirmeye hazır bulunmaktadır. Kremlin’in asıl stratejik kaygısı, İran’ın çökmesi veya parçalanması değil; Tahran’ın Moskova’nın kontrolü dışında Batı ile doğrudan bir nükleer, güvenlik veya enerji anlaşması yapmasıdır. Bu nedenle Moskova, Tahran’ı “ayakta ama zayıf”, “dirençli ama bağımlı” tutma politikası gütmektedir. Bu politika, “asimetrik bağımlılığın sürdürülmesi” ve “çift oyunun ustalıkla icrası” olarak tanımlanmalıdır.

Enerji fiyatlarının fırladığı ve Hürmüz Boğazı’nın kapandığı bir ortamda, dünya Putin’in savaş ekonomisini yeniden canlandırabilecek bir yakıt krizine girmektedir. ABD, başka yerlerdeki enerji baskılarını hafifletmek amacıyla Kremlin’e yönelik yaptırımları şimdiden gevşetmiştir. Mevcut çatışma uzun süreli bir sefere dönüşürse, Moskova son dört yılda yaşanan ekonomik hasarın büyük kısmını onarabilir. Ayrıca İran savaşı, Rusya’nın Ukrayna Savaşı’nda daha doğrudan destek sağlayabilmektedir. Trump yönetiminin Orta Doğu’ya odaklanmasıyla birlikte, Kremlin Ukrayna ile barış görüşmelerine katılmak konusunda daha az diplomatik baskıyla karşılaşırken, Kiev savaşı uluslararası gündemde üst sıralarda tutmakta zorlanacaktır. Hayati önem taşıyan bir nokta da, ABD’nin hava savunma önleyici füze tedarikinde Ukrayna’dan ziyade Orta Doğu’ya öncelik vermesinin beklenmesidir. Yıllık füze üretiminin sınırlı olması, Ukrayna hava savunma ekiplerinin gerekli mühimmatı bulamayabileceği anlamına gelmekte; bunun sivil nüfus için sonuçları felaket olabilmektedir.

Kaynakça

  1. Carnegie Endowment for International Peace. Russia’s Southern Flank: Iran, Turkey, and the New Caucasus Dynamics. Russia and Eurasia Program Report. Washington, DC: Carnegie Endowment, 2026.
  2. Chatham House. Caspian Energy Corridors and the Iran Crisis. Research Paper. London: Chatham House, 2026.
  3. “MSB açıkladı: İran’dan ateşlenen balistik füzeler için S-400’ler neden kullanılmadı?” Cumhuriyet, 12 Mart 2026. https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/msb-acikladi-iran-dan-ateslenen-balistik-fuzeler-icin-s-400-ler-neden-kullanilmadi-2486139.
  4. Dönmez, Remzi, and Serkan Aktaş. “Shadow Fleets and Sanctions Evasion: The Russia-Iran Nexus.” Energy Policy178 (2026).
  5. HakSöz Haber. “Bir tiranlığın çöküş hikayesi.” HakSöz Haber, 9 Şubat 2026. https://www.haksozhaber.net/bir-tiranligin-cokus-hikayesi-199947h.htm.
  6. International Institute for Strategic Studies (IISS). “Iran-Russia Defence Trade: Limits of Strategic Partnership.” Strategic Comments32, no. 3 (2026).
  7. Le Monde. “Shahed Drones, the Symbol of Russia-Iran Cooperation.” Le Monde, March 18, 2026. https://www.lemonde.fr/en/international/article/2026/03/18/shahed-drones-are-a-symbol-of-cooperation-between-tehran-and-moscow_6751549_4.html.
  8. NTV Haber. “Rusya İran’a desteğini genişletti’ iddiası: Uydu desteği, konum bilgisi ve taktik veriyor.” NTV, 19 Mart 2026. https://www.ntv.com.tr/dunya/rusya-irana-destegini-genisletti-iddiasi-uydu-destegi-konum-bilgisi-ve-taktik-veriyor-1716553.
  9. “Çeviri: Esad hanedanının çöküşü.” Serbestiyet, Şubat 2026. https://serbestiyet.com/one-cikanlar/ceviri-esad-hanedaninin-cokusu-231533/. .
  10. soL Haber Portalı. “Rusya’dan İran’a kritik destek: ‘Uydu verileri ve İHA teknolojisi devrede’ iddiası.” soL Haber, 18 Mart 2026. https://haber.sol.org.tr/haber/rusyadan-irana-kritik-destek-uydu-verileri-ve-iha-teknolojisi-devrede-iddiasi-407587..
  11. Syrian Arab News Agency (SANA). “Güney Kafkasya: Enerji ve ticaretin kritik koridoru.” SANA, Şubat 2026. https://sana.sy/tr/international/2287243/.
  12. Turkish Ministry of Energy and Natural Resources. TurkStream and Alternative Gas Routes: Post-Iran Crisis Scenarios. Energy Security Brief. Ankara: Republic of Turkey Ministry of Energy, 2026.
  13. United24 Media. “Iran Launches Russian Geran Drones—Copies of Its Own Shaheds.” United24 Media, March 2026. https://united24media.com/world/iran-launches-russian-geran-drones-copies-of-its-own-shaheds-moscow-and-tehran-spread-them-to-allies-16793.

 

Diplomasi ve Stratejik Araştırma Merkezi

Hakkımızda

Diplomasi ve Stratejik Araştırma Merkezi (DASAM), Ankara merkezli 2025 yılında kurulmuştur. Merkez, uluslararası ilişkiler, diplomasi, sosyo-kültürel, hukuk, strateji ve politik psikoloji alanlarında araştırmalar yürütmek, güncel gelişmeleri analiz etmek ve bu birikimi toplumla paylaşmak amacıyla faaliyet göstermektedir.

This Pop-up Is Included in the Theme
Best Choice for Creatives
Purchase Now