Türk dünyasının modern dönemde ortak bir entelektüel ve kültürel zemin oluşturma çabaları, çoğu zaman kesintiye uğramış, siyasi baskılar ve jeopolitik dönüşümler nedeniyle yarım kalmıştır. Bu çabanın en somut ve en kapsayıcı örneklerinden biri, Bakü Türkoloji Kongresi’dir. 1926 yılında Bakü’de düzenlenen bu kongre, yalnızca akademik bir toplantı değil; Türk dünyasının kendi geleceğini, dilini ve kimliğini birlikte tartışma iradesinin açık bir göstergesiydi.
Aradan geçen yüz yıl, bu iradenin neden sürdürülemediğini ve hangi noktalarda kesintiye uğradığını göstermektedir. Ancak aynı yüz yıl, kongrede ele alınan meselelerin—ortak alfabe, müşterek tarih anlatısı, kültürel koordinasyon—halen güncelliğini koruduğunu da ortaya koymaktadır. Bu durum, Bakü Türkoloji Kongresi’ni tarihsel bir olay olmanın ötesine taşıyarak, Türk dünyası için stratejik hafıza niteliği kazandırmaktadır. Bu çalışma, kongrenin tarihsel arka planını, bastırılma sürecini ve günümüz Avrasya jeopolitiğiyle ilişkisini ele alarak, 1926’dan 2026’ya uzanan düşünsel hattı analiz etmeyi amaçlamaktadır.
20.yüzyılın başları, Türk dünyası açısından derin dönüşümlerin yaşandığı bir dönemdir. Çarlık Rusyası’nın yıkılmasıyla birlikte ortaya çıkan yeni siyasi düzen, Türk halklarına kısa süreli bir entelektüel hareket alanı açmış; ancak bu alan, Sovyetler Birliği’nin ideolojik ve merkezî yapısı içinde hızla sınırlandırılmıştır. Modernleşme, sekülerleşme ve eğitim reformları bir yandan teşvik edilirken, etnik ve kültürel kimliklerin siyasal bir zemine taşınması ciddi biçimde denetlenmiştir.
Bu ortamda Türkoloji çalışmaları, salt akademik bir faaliyet olmaktan çıkarak kimlik ve hafıza meselesine dönüşmüştür. Dil ve tarih, Türk halkları arasında ortak bir bilinç oluşturmanın temel araçları olarak görülmüş; bu araçların sistematik biçimde ele alınması ihtiyacı doğmuştur. Bakü Türkoloji Kongresi, işte bu ihtiyacın kurumsal bir karşılığı olarak ortaya çıkmıştır.
Dolayısıyla kongre, rastlantısal bir bilimsel etkinlik değil; tarihsel koşulların zorladığı, planlı ve bilinçli bir entelektüel hamleydi. Türk dünyasının farklı coğrafyalarından gelen aydınlar, ilk kez bu ölçekte bir araya gelerek müşterek meseleleri tartışma imkânı bulmuştur.
Kongrenin Amaçları ve Gündemi
Bakü Türkoloji Kongresi’nin gündemi, dilbilimsel meselelerin çok ötesine uzanmaktadır. Kongrede ele alınan alfabe reformu, ortak terminoloji ve tarih yazımı gibi konular, Türk dünyasının geleceğine dair stratejik tercihler olarak değerlendirilmelidir. Özellikle Latin alfabesine geçiş tartışmaları, yalnızca teknik bir yazı sistemi değişikliği değil; kültürel modernleşme ve uluslararası entegrasyon arayışının bir parçasıydı.
Kongre, Türk halkları arasında karşılıklı anlaşılabilirliği artırmayı ve ortak bir kültürel zemin oluşturmayı hedeflemiştir. Bu hedef, farklı siyasi sınırlar içinde yaşayan topluluklar arasında entelektüel bir birlik yaratmayı amaçlamıştır. Dil, bu bağlamda bir iletişim aracı olmanın ötesinde, ortak kimliğin taşıyıcısı olarak ele alınmıştır.
Bu yönüyle kongre, Türk dünyasında ilk kez kültür temelli bir entegrasyon projesinin açık biçimde dile getirildiği platformdur. Kongrede alınan kararlar ve yapılan tartışmalar, uzun vadeli bir birlik fikrinin entelektüel altyapısını oluşturmayı hedeflemiştir.
Bakü’nün kongreye ev sahipliği yapması, coğrafi olduğu kadar sembolik bir tercihti. Kafkasya’nın bu önemli şehri, 1920’lerde ekonomik canlılığı, entelektüel çeşitliliği ve jeopolitik konumuyla Türk dünyasının kesişim noktalarından biriydi. Bakü, Doğu ile Batı arasında bir geçiş alanı olarak, Türk dünyasının merkezî bir temsilini sunuyordu.
Şehrin bu konumu, kongreye yalnızca mekânsal değil, zihinsel bir merkezlik de kazandırmıştır. Bakü, Türk dünyasının ortak meselelerinin konuşulabileceği nötr ve kapsayıcı bir alan olarak algılanmıştır. Bu durum, kongrenin temsil gücünü artırmış ve alınan kararların tüm Türk dünyasına hitap etmesini mümkün kılmıştır.
Dolayısıyla Bakü, kongre aracılığıyla yalnızca bir ev sahibi değil; Türk dünyasının ortak hafızasında sembolik bir merkez hâline gelmiştir.
Kırılma Noktası: Bastırma, Tasfiye ve Sessizlik
1926 Bakü Türkoloji Kongresi’nin yarattığı entelektüel ivme, ne yazık ki uzun soluklu olamamıştır. 1930’lu yıllarla birlikte Sovyet yönetiminin ideolojik sertleşmesi, kültürel çeşitliliği tehdit olarak algılayan bir yaklaşımı beraberinde getirmiştir. Bu dönemde Türkoloji çalışmaları, milliyetçilikle ilişkilendirilerek sınırlandırılmış; kongreye katılan pek çok aydın tasfiye edilmiştir.
Bu bastırma süreci, yalnızca bireyleri değil, fikirleri de hedef almıştır. Ortak alfabe ve kültürel koordinasyon girişimleri durdurulmuş, Türk halkları arasında ortak bir entelektüel zemin oluşmasının önüne geçilmiştir. Kongre, resmi tarih anlatılarında marjinalleştirilmiş ve etkisi sistematik biçimde azaltılmıştır.
Ancak bu sessizlik, kongrenin tamamen unutulduğu anlamına gelmez. Bakü Türkoloji Kongresi, bastırılmış bir hafıza olarak Türk dünyasının düşünsel arka planında varlığını sürdürmüş; uygun tarihsel koşullarda yeniden hatırlanmayı beklemiştir.
Stratejik Hafıza Kavramı ve Bakü Kongresi
Stratejik hafıza, bir topluluğun geçmiş deneyimlerinden hareketle geleceğe yönelik yön tayin edebilme kapasitesini ifade eder. Bakü Türkoloji Kongresi, Türk dünyası açısından bu tür bir hafızanın çekirdeğini oluşturmaktadır. Kongre, ortak bir kültürel ve entelektüel çerçevenin mümkün olduğunu göstermiştir.
Bu hafıza, siyasi baskılar nedeniyle uzun süre bastırılmış olsa da tamamen silinmemiştir. Aksine, Türk dünyasında her entegrasyon tartışmasında Bakü Kongresi’ne yapılan atıflar, bu hafızanın sürekliliğini ortaya koymaktadır. Kongre, bir başarısızlık değil; tamamlanamamış bir proje olarak hatırlanmaktadır.
Bu yönüyle Bakü Kongresi, Türk dünyasının kolektif bilincinde geleceğe dair bir referans noktası işlevi görmektedir.
Soğuk Savaş yılları boyunca Türk dünyası, farklı ideolojik bloklar arasında parçalı bir görünüm sergilemiştir. Bu dönemde ortak kültürel girişimler sınırlı kalmış; Bakü Kongresi’nin mirası akademik çevreler dışında geniş yankı bulamamıştır. Ancak 1991 sonrası bağımsızlık süreçleri, bu mirasın yeniden gündeme gelmesine zemin hazırlamıştır.
Bağımsız Türk devletlerinin ortaya çıkmasıyla birlikte, ortak alfabe, kültürel iş birliği ve tarih yazımı gibi konular yeniden tartışılmaya başlanmıştır. Bu tartışmalar, doğrudan ya da dolaylı biçimde Bakü Türkoloji Kongresi’nin bıraktığı entelektüel izleri taşımaktadır.
Dolayısıyla 1926’da ortaya konan fikirler, gecikmeli de olsa 21. yüzyılda yeniden anlam kazanmaktadır.
Kurumsal Devamlılık ve Güncel Çerçeve
Günümüzde Türk Devletleri Teşkilatı, Bakü Kongresi’nde dile getirilen entegrasyon fikrinin kurumsal bir karşılığı olarak değerlendirilebilir. Her ne kadar iki dönem arasında ciddi farklar bulunsa da temel hedef aynıdır: Türk dünyasının ortak bir zeminde buluşması.
Bu kurumsal yapı, Bakü Kongresi’nin kültürel ve entelektüel mirasını güncel jeopolitik koşullara uyarlama potansiyeline sahiptir. Ancak bu potansiyelin hayata geçirilebilmesi, sembolik adımların ötesine geçilmesine bağlıdır.
Kongrenin 100. yılı, bu açıdan bir değerlendirme ve yeniden yön belirleme fırsatı sunmaktadır.
Avrasya, günümüzde büyük güç rekabetinin merkezlerinden biridir. Rusya’nın askerî, Çin’in ekonomik ve Batı’nın normatif araçlarla etkide bulunduğu bu coğrafyada, Türk dünyasının rolü çoğu zaman ikincil görülmektedir. Oysa Bakü Türkoloji Kongresi’nin önerdiği model, kültürel ve entelektüel güce dayalı alternatif bir yaklaşım sunmaktadır.
Bu yaklaşım, sert güç unsurlarından ziyade uzun vadeli ve kalıcı bir etki yaratma potansiyeline sahiptir. Ortak dil ve kültür üzerinden kurulan bağlar, Avrasya’da sürdürülebilir bir etki alanı oluşturmanın temelini teşkil edebilir.
Dolayısıyla Bakü Kongresi, günümüz Avrasya jeopolitiğinde yeniden okunması gereken bir entelektüel miras sunmaktadır.
Sonuç: 1926’dan 2026’ya Bir Tamamlama Çağrısı
1926 Bakü Türkoloji Kongresi, Türk dünyasının modern dönemde ortaya koyduğu ilk ve en kapsamlı ortak düşünsel hamle olarak değerlendirilmelidir. Kongre, farklı coğrafyalara yayılmış Türk topluluklarının dil, tarih ve kültür temelinde ortak bir entelektüel zemin oluşturabileceğini somut biçimde ortaya koymuştur. Her ne kadar bu girişim kısa süre içinde bastırılmış, ertelenmiş ve uzun yıllar boyunca sessizliğe mahkûm edilmiş olsa da kongrenin oluşturduğu stratejik hafıza bütünüyle ortadan kalkmamıştır. Bu hafıza, dönemsel olarak zayıflasa da Türk dünyasının kolektif bilincinde varlığını sürdürmüştür.
Günümüzde Türk dünyasının karşı karşıya olduğu temel meseleler—ortak alfabe arayışı, müşterek tarih anlatısı, kültürel ve entelektüel koordinasyon ihtiyacı—büyük ölçüde 1926’da Bakü’de sorulan soruların güncellenmiş biçimleridir. Bu durum, Bakü Türkoloji Kongresi’nin yalnızca kendi dönemine ait bir akademik faaliyet olmadığını; aksine uzun vadeli bir vizyonun ilk adımı olduğunu göstermektedir. Kongrenin yarım kalmış olması, fikrî değerini azaltmamış; tersine, tamamlanmayı bekleyen bir proje niteliği kazandırmıştır.
Bu nedenle Bakü Türkoloji Kongresi, geçmişte kalmış bir olay olarak değil, Türk dünyasının geleceğini inşa etme sürecinde başvurulması gereken temel bir referans noktası olarak ele alınmalıdır. Kongrenin 100. yılı, nostaljik bir anma çerçevesine hapsedilmemeli; yarım kalan entelektüel mirasın yeniden değerlendirilmesi ve güncel koşullara uyarlanması için bir fırsat olarak görülmelidir. 1926’dan 2026’ya uzanan bu yüz yıllık süreç, Türk dünyası açısından bir hatırlamadan ziyade, entelektüel sürekliliği yeniden tesis etmeye yönelik açık bir tamamlama çağrısıdır.

